ABD Hava Kuvvetleri, geleceğin havadan yakıt ikmal uçaklarında kokpitte pilot bulunması zorunluluğunu ortadan kaldırabilecek yeni seçenekleri değerlendiriyor. KC-135 filosunun yaşlanması ve KC-46A Pegasus alımlarının devam etmesiyle birlikte 2030’lu yılların tanker ihtiyacı için insanlı, opsiyonel pilotlu ve tamamen otonom platformlar aynı çalışma kapsamında inceleniyor.
ABD Donanması’nın Boeing MQ-25A Stingray ile başlattığı insansız havadan yakıt ikmal dönemi ise çok daha büyük tanker uçaklarının geleceği açısından önemli bir örnek oluşturuyor.
ABD Hava Kuvvetleri geleceğin tanker uçağını arıyor
ABD Hava Kuvvetleri’nin havadan yakıt ikmal kapasitesinin büyük bölümü onlarca yıldır KC-135 Stratotanker filosuna dayanıyor. İlk KC-135’lerin 1950’li yıllarda hizmete girmesi nedeniyle filonun yenilenmesi uzun süredir devam eden en büyük modernizasyon programlarından biri haline geldi.

Boeing KC-46A Pegasus bu dönüşümün ilk büyük aşamasını oluşturuyor. Hava Kuvvetleri KC-46 alımlarını sürdürürken, mevcut planlar yalnızca eski KC-135’lerin yeni insanlı tankerlerle değiştirilmesiyle sınırlı kalmıyor.
Air Mobility Command Komutanı Korgeneral Daniel Tulley, gelecekteki tanker sisteminin nasıl görünmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde mürettebatsız uçak seçeneğinin de incelenmesini istedi. Tulley’e göre yeni platformun bağlantılı çalışabilmesi, tehditlere karşı kendisini koruyabilmesi ve mevcut tankerlere göre daha zorlu operasyon ortamlarında görev yapabilmesi gerekiyor.

Bu noktada temel sorulardan biri, bütün bu görevleri yerine getirecek büyük bir uçağın içerisinde mutlaka pilot bulunmasının gerekip gerekmediği. ABD Hava Kuvvetleri bu nedenle geleneksel insanlı tankerlerin yanında gerektiğinde pilotla, gerektiğinde otonom olarak uçabilecek sistemleri ve tamamen mürettebatsız tankerleri de değerlendiriyor.
Henüz ABD Hava Kuvvetleri tarafından seçilmiş bir otonom tanker tasarımı bulunmuyor. Yeni nesil havadan yakıt ikmal sistemi için yürütülen çalışmalar farklı uçak mimarilerini karşılaştıran erken değerlendirme aşamasında ilerliyor.
Masadaki çözümler arasında daha fazla KC-46 satın alınması, yeni gövde tasarımları, düşük radar görünürlüğüne sahip tankerler ve insanlı veya insansız yeni nesil platformlar bulunuyor. Karma kanat gövdeli uçaklar da üzerinde çalışılan seçeneklerden biri.
Hava Kuvvetleri, yeni tanker konseptlerinin araştırılması için 2026 mali yılında 12 milyon dolar ayırdı. 2027 bütçe planında ise çalışmalar daha geniş bir başlık altında devam ediyor ve gelişmiş tanker sistemleri için 13 milyon dolarlık kaynak talep ediliyor.
ABD’nin yeni nesil tanker filosunun 2030’lu yıllarda şekillenmesi bekleniyor. Bu nedenle bugün değerlendirilen teknolojilerin kısa vadede KC-135 veya KC-46’nın doğrudan yerini alması beklenmiyor.
KC-46A bu sürede filonun ana unsurlarından biri olmaya devam edecek. Boeing 767 tabanlı tanker yaklaşık 96,3 ton yakıt taşıyabiliyor ve havada başka uçaklara yüksek miktarda yakıt aktarabiliyor.
KC-46A’nın menzili de görev profiline bağlı olarak oldukça yüksek. Uçak yaklaşık 6.385 deniz mili, yani 11.800 kilometrenin üzerinde azami menzile ulaşabiliyor. Aynı gövdede yakıt ikmalinin yanı sıra yolcu, kargo ve tıbbi tahliye görevleri de gerçekleştirilebiliyor.
Gelecekteki tamamen otonom bir tankerin bu kapasitelere yaklaşması, küçük ve orta ölçekli insansız hava araçlarının otonomlaştırılmasından çok daha karmaşık bir mühendislik problemi oluşturuyor.
Büyük bir tanker yalnızca önceden belirlenmiş rotada kalkış yapıp uçmak zorunda değil. Değişken hava koşullarına uyum sağlaması, başka uçaklarla çok yakın mesafede hassas formasyon uçuşu gerçekleştirmesi, yakıt ikmali sırasında beklenmeyen durumlara tepki vermesi ve gerektiğinde görev planını değiştirmesi gerekiyor.
Havadan yakıt ikmali sırasında tanker ile yakıt alan uçak arasındaki mesafe son derece düşük seviyelere iniyor. Özellikle boom sistemi kullanılan görevlerde bağlantının güvenli biçimde kurulması ve uçaklar arasındaki konumun sürekli kontrol edilmesi gerekiyor.
KC-46A’da bu görev, kameralar ve Remote Vision System üzerinden çalışan operatör tarafından gerçekleştiriliyor. Gelecekte tamamen insansız bir tankerde ise bu görevlerin sensörler, uçuş bilgisayarları ve otonom kontrol algoritmaları tarafından yerine getirilmesi gerekecek.
ABD Donanması’nın MQ-25A Stingray programı bu alanda ilk büyük operasyonel adımlardan birini oluşturuyor. Boeing tarafından geliştirilen insansız uçak, uçak gemilerinden kalkarak savaş uçaklarına yakıt sağlamak üzere tasarlandı.
MQ-25 programı artık yalnızca prototip aşamasında değil. ABD Donanması, Boeing’e üç adet düşük oranlı ilk üretim MQ-25A için yeni sipariş verdi ve sözleşme kapsamındaki toplam uçak sayısı 14’e yükseldi. İlk üretim teslimatlarının 2029’da başlaması planlanıyor.
MQ-25 daha önce F/A-18 Super Hornet, F-35C Lightning II ve E-2D Hawkeye gibi uçaklara havada yakıt aktarma testleri gerçekleştirdi. Böylece insansız bir hava aracının operasyonel havadan yakıt ikmal görevlerine hazırlanabileceği pratik olarak gösterildi.
Ancak MQ-25 ile Hava Kuvvetleri’nin ihtiyaç duyduğu stratejik tanker arasında ciddi bir boyut farkı bulunuyor. Stingray yaklaşık 6,3 ton aktarılabilir yakıt taşıyabilirken KC-46A’nın toplam yakıt kapasitesi 96 tonun üzerine çıkıyor.
Dolayısıyla ABD Hava Kuvvetleri için yalnızca MQ-25’in daha büyük bir versiyonunu üretmek yeterli olmayacak. Yeni platformun uzun menzil, yüksek yakıt kapasitesi, güvenli otonom uçuş ve çok sayıda farklı savaş uçağıyla yakıt ikmali uyumluluğunu aynı sistemde bir araya getirmesi gerekiyor.
Otonom tankerlerin savaş ortamındaki rolü de farklı olabilir. Geleneksel tanker uçakları yüksek değerli ve büyük hedefler olduğu için yoğun hava savunmasının bulunduğu bölgelere fazla yaklaşmadan görev yapıyor.
Yeni nesil tankerlerde daha gelişmiş savunma sistemleri, ağ bağlantıları ve düşük görünürlük özelliklerinin kullanılması, yakıt ikmal noktalarının çatışma bölgesine daha fazla yaklaştırılmasına izin verebilir. Mürettebatın uçakta bulunmaması da yüksek riskli görevlerde insan kaybı ihtimalini ortadan kaldırabilir.
Buna karşılık tamamen otonom sistemlerde haberleşmenin kesilmesi, elektronik harp, siber saldırılar ve sensör arızaları gibi yeni risklerin yönetilmesi gerekiyor. Bu nedenle Hava Kuvvetleri doğrudan pilotsuz bir tankere geçmek yerine opsiyonel pilotlu sistemleri ara aşama olarak da değerlendirebilir.
Büyük askeri uçaklarda otonom uçuş teknolojileri halihazırda farklı programlarda test ediliyor. ABD’de C-130 gibi büyük nakliye uçaklarına gelişmiş otomatik uçuş sistemlerinin entegre edilmesi için çalışmalar yürütülüyor.
Bu projelerde ilk aşamada insan pilotlar uçakta kalmaya devam ederken kalkış, seyir, rota yönetimi ve iniş gibi görevlerin giderek daha büyük bölümü otomasyona devrediliyor. Benzer teknolojilerin gelecekte tanker uçaklarına aktarılması da seçenekler arasında bulunuyor.
KC-135 filosunun yaşı ve küresel operasyonlarda havadan yakıt ikmaline duyulan ihtiyaç nedeniyle ABD Hava Kuvvetleri yeni tanker kararını uzun süre erteleyemeyecek. Ancak bugün yürütülen çalışmalar belirli bir insansız uçağın KC-135 veya KC-46’nın doğrudan halefi olarak seçildiği anlamına gelmiyor.
ABD’nin önündeki seçenekler daha fazla KC-46A, tamamen yeni bir insanlı tanker, opsiyonel pilotlu uçaklar ve büyük otonom tankerlerden oluşan karma bir filoya kadar uzanıyor. Nihai mimarinin 2030’lu yıllardaki operasyon ihtiyaçları ve otonom uçuş teknolojilerinin ulaşacağı seviyeye göre şekillenmesi bekleniyor.


